Fenomen Hangi Filozof? İçimdeki Düşünce Fırtınası
Bazen hayat, sadece bir düşüncenin etrafında döner. O düşünce seni sarar, bütün ruhunu ele geçirir ve seni bir şekilde yönlendirir. Kayseri’nin soğuk, gri sabahlarından birinde, işte tam da böyle bir anda ben, “Fenomen hangi filozof?” sorusuyla baş başa kaldım. Her şey, sıradan bir kitap okuma alışkanlığımın bir sonucu olarak başladı. Ama daha sonra, o anki hislerimi yazmak, düşüncelerimi paylaşmak, bambaşka bir yolculuğa çıkmamı sağladı.
Bir Kitap, Bir Sorun: Düşünceye Gömmek
Kitaplar her zaman hayatımda önemli bir yer tutmuştur. Özellikle felsefe kitapları. Genelde anlamaya çalıştıkça daha fazla kaybolurum. Bir yandan okurken bir yandan zihnimde bir çığlık yankı yapar: “Neden bu kadar karmaşık? Bu kadar soyut?” O sabah da Elif’ten aldığım bir kitapla başlamıştım okumaya. Kitap, felsefeye dair sorular sormakla ilgiliydi. Bu kitapta beni en çok etkileyen şeylerden biri, “Fenomen hangi filozof?” sorusuydu.
Fenomen, dış dünyayı ve varlıkları nasıl algıladığımıza dair bir kavramdı. Ama o an bir şekilde kafamı kurcalayan şey, bu soruyu doğru cevaplayabilecek bir filozof olup olmadığıydı. Fenomen deyince, hemen aklıma Kant ve Hegel gibi büyük isimler geldi. Ama her birinin düşünce sisteminde eksik bulduğum bir şey vardı. O an, içimde bir boşluk oluştu. Bir yanda bu sorunun cevabını ararken, diğer yanda da kendi içimdeki duygularımı sorgulamaya başladım.
Hegel’den Kant’a: Bir Felsefi Dalgınlık
O gün, Kayseri’de dışarıdaki hava çok karışıktı. Gri bulutlar gökyüzünü kaplamıştı, sanki içimi yansıtan bir arka plandı. Caddelerde yürürken, insanların üzerindeki kasvetli ifadeleri fark ettim. Herkes sanki aynı soruyu soruyordu: “Fenomen hangi filozof?” Kendimle savaşıma başladığım o sabah, düşüncelerim arasında bir Hegel fırtınası vardı.
Hegel’in tarihsel süreç anlayışı, beni bir yandan heyecanlandırırken bir yandan da korkutuyordu. Düşüncelerinin karmaşıklığı ve her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu anlatırken, sanki bir çıkmaz sokağa giriyormuşum gibi hissettim. Ama o an fark ettim ki, Hegel’in fenomen anlayışını anlamaya çalışmak, kendi içimdeki karmaşayı anlamakla paraleldi.
Kant ise daha sade bir dille bir şeyler anlatıyordu. Fenomenleri, dış dünyayı algılamamızdaki sınırlarımızı tartışıyordu. O an içimdeki karışıklıkla, Kant’ın sade ama derin düşüncelerini anlamak istedim. Her şeyin dış dünyadan algıladığımız şekilde olduğunu, ve bizim sadece o algıyı kısıtlayan bir aracı olduğumuzu fark ettiğimde, içimde bir rahatlama hissettim. Ama bu rahatlama, bana sorunun cevabını bulduğum hissini vermedi.
İçimdeki Soru: Fenomen Hangi Filozof?
O gün, bir sokak köşesinde durduğumda, bir şey fark ettim. Belki de filozofların, fenomen hakkında söylediklerinin hepsi doğruydu ama aslında sorunun cevabı, sadece felsefede değil, hayatın içinde bir yerdeydi. Kim bilir? Belki de felsefi bir doğruyu bulmak, sadece bir şekilde yaşamayı kabul etmekle alakalıydı.
Fenomen deyince, dış dünyayı algılamamızı kastettiğimizi biliyorum. Ama ya içsel dünyamız? Kendi iç sesimize verdiğimiz tepkiyi de fenomen olarak kabul edebilir miyiz? Ya da içsel dünyanın bize gösterdiği tüm o renkleri, sesleri, gölgeleri? Bir zamanlar yaşadığım bir ilişkiyi hatırladım. Hangi filozof, kalbimdeki o çalkantıyı tarif edebilirdi ki? Belki de felsefe, insanın duygularının derinliklerine inmeden, yalnızca akıl ve mantıkla bir şeyler açıklamaya çalışıyordur.
O an düşündüm, “Belki de fenomen dediğimiz şey, hayattır. Bir filozofun sözcüklerinde değil, içindeki duygularda, düşüncelerde ve yaşanmışlıklarda.”
Kayseri’nin Sokaklarında Fenomen Olmak
Kayseri’nin dar sokaklarında yürürken, önümdeki insanları bir süre izledim. Kimisi hızla yürüyordu, kimisi ise gözlerini yere dikmişti. Hepsinin içinde bir fenomen vardı, ama sadece birinin gözlerinde bulabiliyordum o an. Birinin gözlerinde bir kırgınlık vardı, diğerinin ise umut ışığı… Bir diğerinin gözlerinde ise kaybolmuşluk hissi. O an fark ettim ki, fenomen olmak bir felsefi sorudan çok daha derin bir şeydi. Fenomen, insanın yaşamındaki o anlık geçişleri, duygusal patlamaları, sessizliğini ifade ediyordu. Fenomen, belki de felsefede değil, hayatın içinde, herkesin ruhunda bir yerdeydi.
İçimdeki soruya da bir yanıt vermiş oldum: Fenomen bir filozofun düşüncelerinde değil, her insanın kalbinde var. Kimisi Kant gibi dış dünyayı algılar, kimisi Hegel gibi tarihin içindeki derinliklerde kaybolur, kimisi de bana benzer şekilde bir arayışa düşer. Ama sonrasında insanın fark etmesi gerekir: Fenomen, başkalarının gözlerinde değil, en çok kendi içimizdedir.
Sonuç: Fenomen Olmak, Sadece Yaşamak
Bir süre sonra Kayseri’nin dar sokaklarını terk edip, tekrar evime döndüm. Kitaplarım hala masamda duruyordu. Ama o gün, sadece bir filozofun sözlerini değil, kendi iç sesimi de duydum. Belki de fenomene en yakın olan şey, yaşadığımız duygulardır. Fenomen hangi filozof? sorusunun cevabı, bir yazarın, bir filozofun veya bir düşünürün kelimelerinde değil, yaşadığımız her anın içinde gizlidir. Bazen bu cevap, her birimizin içsel dünyasında yatar.