İçeriğe geç

Evrim teorisi Kur’an’da geçiyor mu ?

Tanrının Gözü Nerededir?

Bir hafta sonu sabahı, Kayseri’nin huzurlu sokaklarından birinde, güneş henüz tepede değilken, kahvemi içerken bir soruyla uyanmak, insanın içini sızlatan bir deneyim olabilir. Yıllardır yaşadığım bu şehirde, sabahları genelde sakin olur. Hava serindir, insanlar işlerine gitmeden önce sessizce bir şeyler düşünür. Ama o sabah, tanrının gözünü aradım. Her şeyin bir anlamı olması gerektiğini düşündüm. Kafamda dönüp duran, “Tanrının gözü nerededir?” sorusunun cevabını bulmak için bir arayışa çıktım. Belki bir parça huzur bulurum, belki de her şeyin sadece bir yansıma olduğunu kabul ederim.

O Anki Duygu: Hayal Kırıklığı ve Umut Arasında

Gece boyunca uyuyamadım. Birkaç kez rüyada düşüp kalktım. Zihnimde bulanık bir belirsizlik vardı. Kayseri’de bir hayatım vardı ama içimdeki boşluk hiçbir yere gitmiyordu. Sabah oldu, uyandım, dışarıda sessizlik vardı ama içimde bir çalkantı vardı. Sanki her şey birbirine karışmış gibiydi. O sabah gözlerimi açarken, bir şeyin eksik olduğunu fark ettim. Yaşadığım bu dünyada, her şeyin bir amaca hizmet etmesi gerektiğini hissediyorum, ama neden bir türlü yanıt bulamıyorum?

Düşüncelerim, karışan kalbimle birleşince, Tanrı’nın gözünü aradım. Tanrı nerede? Bu kadar karmaşık bir dünyada, bir yeri var mı? Beni izliyor mu? Yoksa gerçekten her şeyin bir tesadüf mü olduğunu kabul etmeliyim?

Kayseri’nin Sıcaklığına Büyülenmek

Kayseri’nin o ünlü Kayseri evlerinin arasında yürürken, bir anda her şeyin ne kadar yavaş olduğuna dikkat ettim. Her şey durağandı. Sokak lambaları, bir köpeğin havlaması, sesini duymadığım bir çocuğun oynadığı oyun, bunların hepsi çok anlamlıydı ama bir o kadar da anlamsız geliyordu. Gözlerim birden bir cami minaresine takıldı. Bir dakikalığına, o an aklımdan sadece bir şey geçti: “Tanrı her yeri izliyor, minarenin tepesi Tanrı’nın gözü mü?”

O anda anladım ki, Tanrı, her şeyin içinde var. Bu göz, belki de bu minarede değil, içimdeydi. Çünkü her şeyin başlangıcı ve sonu içimdeydi. İçsel bir fırtına kopmaya başlamıştı. Bir hayal kırıklığı hissi, hiç beklemediğim bir anda kalbime düştü. Kayseri’nin o durağan sokakları arasında, hayatımın her alanına dağılmış olan bu hayal kırıklığını hissediyordum. Her şey birbirine bağlı, her şey bir işaret gibiydi ama ben anlamadım.

Gözlerim, Tanrının Gözü

Yavaşça yürümeye devam ettim. Kayseri’nin eski mahallelerinden birinde, taş duvarların arasında kaybolmuş bir cami vardı. O camiyi ilk gördüğümde, gözlerim onunla birleşti ve bir anda sanki zaman durmuş gibi oldu. Minarenin tepe noktasına bakarken, bir an için Tanrı’nın gözünün orada olduğunu düşündüm. Yani, gerçekten, Tanrı’nın gözü, bu minarenin tepe noktasına yerleşmişti. Burada, Kayseri’nin büyüsünde, bu taşların arasındaki boşluklarda, Tanrı’nın izlediği bir hayat vardı. Ama Tanrı sadece dışarıdan izlemekle kalmazdı, insanların içinde de bir göz vardı.

Ama sonra düşündüm, belki de Tanrı her şeyi izlemiyor. Belki Tanrı sadece, içimizdeki sorulara cevaplar aramamız için bir şeyler bırakıyordu. O kadar hayal kırıklığı içindeydim ki, gözlerimi kapatıp, bir an için Tanrı’nın benimle olduğunu hissettim. O an, Tanrı’nın gözünün, belki de her zaman en yakınımda olduğunu düşündüm.

Tanrı’nın Gözü Nerededir? İçimde mi, Dışımda mı?

Bir süre sonra bu soruya yanıt bulamamak, beni daha çok yalnızlaştırdı. Tanrı’nın gözü neredeydi? Belki dışarıda, belki de içimde. İkisi de olabilir miydi? Belki de Tanrı, hayatımın her anında, her adımımda benimleydi. Bir kaybolmuşluk hissi içindeydim, ama bir yandan da sanki bir şeyler bulmuş gibiydim. İçimdeki bu boşluk, belki de Tanrı’nın gözüydü.

Yavaşça yürürken, bir grup çocuk karşıma çıktı. Gülerek birbirleriyle oynuyorlardı. Tanrı’nın gözü orada mıydı? Bir çocuğun kahkahasında mı? Yoksa insanların gözlerinde mi? Belki de Tanrı, sadece sevgi ve neşeyle var oluyor, dedim. O an, Tanrı’nın gözünü aramayı bırakıp, sadece o anı yaşamaya karar verdim. O çocukların gülüşleri, Tanrı’nın gözünün bir yansıması gibiydi.

Tanrının Gözü, Bir Yansıma Mı?

İçimde bir huzur doğdu. Belki de Tanrı, gözlerini sadece dışarıya değil, içimize de bırakıyordu. İçimde bir şeylerin değiştiğini hissediyordum. Kayseri’nin sokaklarında yalnız yürürken, bir yandan da bir bağ kuruyordum. İnsanlarla, sokaklarla, duvarlarla ve hatta Tanrı’yla. Tanrı’nın gözü sadece dışarıda, bir minarenin tepe noktasında değil, her şeyin içinde vardı.

Evet, belki Tanrı’nın gözü, bir minarenin tepe noktasında değil, bir çocuğun gülüşünde, bir köpeğin oyununda ya da sadece yürürken hissettiğim bir huzurdu. Belki de Tanrı’nın gözü, insanların içindeki sevgiydi. O an fark ettim ki, Tanrı’nın gözünü bulmak için dünya çapında bir yolculuğa çıkmam gerekmedi. Her şeyin içinde, her şeyin bir parçasında Tanrı vardı.

Sonuç: Tanrının Gözü İçimdeydi

Kayseri’nin sokaklarında yürürken, Tanrı’nın gözünü aradım ve sonunda buldum. Tanrı, dışarıda, uzaklarda değil, içimdeydi. O anın içinde, her şeyin anlamı vardı. Belki de Tanrı, hayatın her anında, her birinde, her gözde, her gülüşte, her sevgiye yerleşmişti. Tanrının gözünün nerede olduğunu soran bir genç olarak, belki de aradığım şeyin dışarıda değil, içimde olduğunu fark ettim.

Ve o an, o minarenin tepe noktasına bir kez daha bakarken, Tanrı’nın gözünü buldum. Tanrı her zaman içimizdeymiş, sadece aradığım şeyin farkına varmam gerekiyormuş.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

trakyacim.com.tr Sitemap
betcivdcasino güncel girişilbet casinoilbet yeni girişBetexper giriş adresibetexper.xyzm elexbet